AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Kanlı Broş [Anısına]

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
J. Christopher Newell
Seherbaz
Seherbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 1671
Gerçek İsim : iq T
Patronus : Smilodon Sihirsel Soy : Safkan
En Belirgin Özellik : Cesaret
Rpg Puanı :
100 / 100100 / 100
Düello Gücü :
100 / 100100 / 100

MesajKonu: Kanlı Broş [Anısına]   C.tesi Eyl. 17, 2011 4:05 pm



    Güzel bir günü geçirme ve hayallere dalmak için iyi bir yerdir Ny. Çeşit çeşit insanları görmek tüm tabularınızın yıkılmasına sebebiyet veriyor.


Derin bir nefes. Korku, heyecan ve mide bulantısı hisleriyle sarılmış bir beden; broşun üzerindeki yılanın siyah, parlak taşı sardığı gibi. Ve biraz soğuk; kanınızı donduracak kadar.

Hissettiği tek şey ellerinde atan soğuk taşın pürüzsüz yüzeyiydi. İçinde bir ruhun yaşadığına koşulsuz, şartsız inandığına kanaat getirmesi için düşünmesine, üzerinde sihirler denemesine gerek yoktu. Karanlığın içinden çekilmiş eşsiz bir parça gibi saf, katışıksız ancak kirli bir maddeydi broş. Üzerinde denenmiş sihrin kokusu hala üzerindeydi. Broş sihre tanık olmuştu ve bunu Diana'nın bildiğinden de emindi. Ona baktı ve meraklı gözlerle anlamlandıramadığı bir mevzunun açığa kavuşturulması çabasını izleyişini gördü. Mutlaka biliyordu, ancak bir problem olmuş olmalıydı. Çözüme ulaştıramadığı bir problem...

Bir an için o problemden kendisinde de olduğunu farketti, Christopher. Cismin hortkuluk olduğuna emindi ama kimin olduğuna dair şüpheler içerisindeydi. Eşinin ise -ki bunu ona toz konduramayacak kadar çok sevmiş olduğu için söylüyordu- aklını kaçırabilirdi. Onun soyundan (Green Ailesi) birine ait olduğu düşüncesi ise tüm zaman konusundaki mantıksızlıklığına rağmen daha yatkın geliyordu. İyileştiğini sandıktan sonra bağlılığın getirdiği hasta düşünlerin oluşturduğu çözüm buydu onun için. Bir kurtuluş yolu da olabilir ancak. Çırpınan bir balık ölmeyi, kirli sularda yaşamaya seçmez; ilerisini net bir şekilde göremese bile.

"Ne düşünüyorsun?" Sorusunun ardındaki gerçek, James'in zaptedilemez isteklerinde saklıydı. Broş mutlaka hortkuluktu ve incelenmesi gerekiyordu. Hogwarts Profesörü'nün bunu çözememesi onu şüphelendiriyordu ancak içindeki delice, arzuya ulaşan hisleri bunu istiyordu; broşu almalıydı.


    Parktaki köpek gezdiricilerinden biri üzerine doğru gelmiş ve tüm köpeklerin paçasındaki 'tuhaf koku' peşine düşmeleri sebebiyle yere düştü. Ayağı kalkıp sağlam olduğunu tespit ettiği banka oturup zihnindeki hikayeye, zihninde kaldığı yerden -belki biraz atlamış olabilir- devam etti.


Hayır diyen bir baş hareketinin nedeni mutlaka ki ihtimal vermediği yolunda süregelen idari ve iktisadi düşünceleriydi. Dünyanın en iyi büyücü okulunda profesörlük yapan bir cadı'nın gerçeği inkar ederek -tamamıyla ispatlayamadığından- kenara çekilmesi pek alışageldik bir durum değildir; eğer bir hortkuluk belasıyla uğraşmıyorsanız. Öyle ki sözünü ettiğim şey pek çok istisnayı egale etmeyi başardı. Beni bile...

*

James, Diana'nın bu şekilde düşünmesine şaşkınlıkla yaklaşmanın mantıklı olmayacağını düşündü. Her ne kadar broşun içindeki ruh, tüm bu düşünceleri aklından geçirdiği her saniye orada olduğunu, yeknesak atışlarıyla, kanıtlasa da açılamadığını, açılmadığını ve bu sebeple hüsrana uğramanın hevessizliğiyle kenara atıldığını apaçık anlatıyordu. Denersiniz, denersiniz eğer olmaz ise pes edersiniz; çoğu zaman...

"Pekala," sesinin titremesi içinde kopan fırtınanın dayanılmaz etkisinin artık son raddeye geldiğini belli ediyordu. Bunu onun da anladığını farketti; gözlerindeki ciddiyet yerini duygusallığa bırakıyordu. "senin daha iyi anlayacağına eminim. Özür dilerim."

James söylediklerinin kulağına vurmasıyla şaşkınlığa uğradı. Neden böyle konuşuyordu? Saçma, gereksiz... Ancak bir canlının hisleri ile dolu. Düşünmeden konuşmasının tek bir nedeni olabilirdi; duygularının arzuları pek fazlaydı. Azımsanamayacak kadar fazla. Mesela broşu -hortkuluk olsun ya da olmasın- sırf Eva'nın vermesi sebebi ile ele geçirme fikrinin, tüm bedenini etkisi altına alıp, bu amaç uğrunda söylemlerini ve hareketlerini bir kukla gibi kullanması kadar etkin fazlalıkta olabilir.

"Hayır," Diana'nın duygusallığındaki tepkiyi durdurabilmek için kaldırdığı elini vurgularcasına söylemişti sözlerini. "seni gerçekten yordum. Delicesine bir saçmalığın uğruna hem de. Benim karımı öldürmem kadar da kansız, hasta, yardım edilmesi günah! Özür dilemeliyim. Hem sen den hem de o lanet olası masumluktaki Eva'dan! Öldürdüğüm güne lanet ediyorum Diana. Kendime lanet ediyorum! Kendimi tutamayışıma, hastalığıma lanet ediyorum." duygularının gerçeğe dönüşmesi onu gerçekten yıpranmış gösteriyordu artık. Ağızından çıkanlar can yakan gerçeklerdi. Bu psikoloji ile yaşamanın iyi bir tarafı yoktu ve James, bu karanlıkla savaşırken her defasında ama her defasında bir 'katil' olduğunu anımsayarak hüsrana uğruyordu. Yaniliyordu... Tekrar, tekrar ve tekrar.

Hislerinin delice titreşimleri vücudunu sarsarken düşünlerinin netleştiğini farketti James. 'Hortkuluk... Karanlık büyü ile yapılmış hortkuluk. Üstelik kolyenin ve broşun Eva'ya ait olduğu kesin olan adi, pespaye hortkuluklar.'
Hisleri, broşu daha fazla arzuluyordu. Ve bunu kendisi de istiyordu artık. Bir erkeğin ya da kadının karşı cinsini arzulaması gibi hazlarla dolu, durdurulamaz. Öyle ki Diana'nın, gözyaşlarını göstermemek için arkasını döndüğünde asasını çıkarıp broşun mükemmel bir kopyasını yapmasını durduramamıştı. Ve broşun orijinalini cebine atmasını da... Ve dğer kopyayı gerçeği oymuş gibi emanetçisine uzatmasını da...

Dinana'nın kadın duyguları onu ele geçirmişti. Hislerini dökmeyi ise konumuna yediremiyordu belli ki. Ancak etkilendiği apaçık ortadaydı. James'in uzattığı broşun sahte olduğunu anlayamadan, uzunca bir zaman bakmayacağı, kutusuna ve ardından büyülenmiş, eşsiz masasına koydu. James için oldukça çarpıcı bir an olmuştu; artık kendinden utanıyordu mesela. Diana'yı, ona yardım etmeye çalışan kadını aşırı merakının, hazlarının etkisinde kalarak -ve belkide Eva'nın suçsuzluğuna inanmak, bunu kanıtlamak istediği için- kandırmıştı. Gözlerinin içine bakmaya çekinerek konuşmaya başladı.

"Kendimi küçük bir çocuk gibi hissediyorum. Yaramaz, haylaz ve arkadaşını aldatacak kadar da meraklı. Tüm bu olanlar için üzgünüm. Ancak bu işin peşini bırakmayacağım Diana. Kolyenin Eva'ya ait olduğunu biliyorum, karanlık bir hortkuluk olduğunu da. Eğer gerçekten kime ait olduğunu bulamazsam Eva'ya olan sevgimin gerçek olup olmadığını anlayamam. Bu önemli." Tüm bu isteklerinin ardındaki gizli bir gerçek daha vardı; kendisinin suçlu olup olmadığını anlayabilmek. Eğer hortkulukların öldürdüğü eşine ait olduğu kesinleşirse, pek te suçlu olduğu söylenemezdi; karanlık bir katili hiç bir kötülüğünü farkedemeden, delice, gözünü kör edercesine sevmesi haricinde. 'Son söylediğim daha acı bir gerçek olurdu, umarım bu şekilde değildir, özellikle de yanımda kimse olmazken.'

"Benimle misin?" düşüncelerinin söyledikleri ve sadece aklından geçirdikleri arasındaki bağlantıyı kopardığından pek ani, yersiz olmuştu. Sorusunun cevabını ise söylemlerinde bir anormallik farketmeden, ciddiyetle bekliyordu; cevabının olumsuz olabileceği olasılığının daha fazla olduğunu bildiğinden, hislerini belli etmemek adına biçimlendirilmiş bir ciddiyetle...


    Lanet! Üstüne bir karkanın ürik asidi geldi. Lanet!, Lanet!, Lanet!


Ne bekliyordu ki... Kendisi karanlığın içinde iken bir başkasının da ona eşlik edeceğini mi? 'Saçmalık!' Fazlasıyla kendini kaptırmıştı belli ki; broşun kopyasını oluşturması suçu bile Diana'ya yardım teklifi etmesini engellememişti. Neyse ki bu teklifi kabul etmeyişi işleri biraz daha normalleştiriyordu. Anormal kalan kısımlardan biraz daha az anormal işte.
"Tamam." Söylemesi gerekenleri söyleseydi zaten yarım yamalak olan arkadaşlıkları da sonlanabilirdi. Bunu istemediğinden ve hala bir gün belki yardım edebilir umuduyla uygun kelimelrin bir araya geldiği, yumuşak, kırmayan bir cümle kurmak istiyordu; hislerinin, arzularının da önüne geçen bir cümle. "Yardım çabaların için teşekkür ederim. Umarım yeniden görüşebiliriz, eğer sen istersen tabii."

Düştüğü karanlık kuyudan onu kurtarmasını umduğu kişiyi kaybettiği gerçeği odanın kapısına yaklaşmak için attığı her adımda James'i daha da etkiliyordu. Tüm bu duygu yoğunluğunun içinde broşu aşırma çabasını, hislerinin tüm despot, koşulsuz itaatkarlığı gerektiren çabasıyla, devam ettirmesi de oldukça şaşırtıcıydı; veda sözlerininin karşılıklarını Diana'dan beklememesi kadar şaşırtıcı. "Hoşçakalın Bayan Rosenbaum, okulunuzda başarılar." Arkasına bile bakmadan odadan dışarı çıktı. Karanlıkla kaplanmış yüreğinin bulanıklaştırdığı gözleri az önce çıktığı odaya doğru ilerleyen adamı pek az farkedebilmişti. 'Birini terk edersin ve ardından diğeri sana gelir.'

Son sözlerinin hislerine kapılması kadar olağan kabul edelebilir bir durum yaşanmamıştı bu gün. Öylesine çok kaptırmıştı ki kendini bir katile yardım edilebileceğini sanmıştı. Elbette ki yarı yolda bırakılacaktı. Elbette ki düştüğü karanlıkta boğulması umurların olmayacaktı. Kimse bu leşin lekelerini bedenlerinde taşımak istemez. Kimse. Bunun için canı yanıyordu işte, bunun için sert konuşmasına neden oluyordu hisleri. Diana'nın yardım etme çabasını görmesini engelliyordu, saçma bir terkedildiği kurgusuyla boğuşan zihni. Halbuki başından beri sadece yardım ediyordu. Bu mevzuyu sonuna kadar birlikte halledeceklerine dair hiçbir şey söylenmemişti; terkedilmeyi açıklayabilecek... Bu yalnızca yıpranmış bir bedenin son yardım çığlıklarıydı, zihninde hayallerini kurduğu umutlarını taşıyan... Kardeşi haricinde kimsesi yoktu, tek başınaydı. Bunu her zamankinden daha iyi anlayabiliyor, farkedebiliyordu. Bu sebeple ona, kardeşine, daha çok sarılmalı, daha fazla yakın olmalıydı. Yardım istiyorsa eğer bunu sadece o yapardı; 'Eva'yı öldürdükten sonre aklanmamı sağlayan fedakar kerdeşim...'



[/\] [|] [O]
::
 
::
 





Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Kanlı Broş [Anısına]
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Dünya Şehirleri :: New York :: Central Park-
Buraya geçin: